Aziz Eralp KURU

Aziz Eralp KURU - Follow me through the path of GLORY!

Kaplumbağa Terbiyecisi bize ne anlatıyor?

By Eralp KURU | 2 Aralık 2015 | 4 Comment

Ön Bilgi:

Osman Hamdi Bey, ilk Türk arkeoloğu olarak kabul edilir. En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888’de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulmuştur.

Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusudur. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni kurmuş, 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına sokmuştur.

Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin kurucusudur. İlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir.

Kaplumbağa Terbiyecisi bize ne anlatıyor?

Doğu dinlerinde ve Doğu mitolojilerinde kaplumbağa genellikle dünyanın veya evrenin varoluşu ile ilişkilendirilir. Bir inanışa göre Dünya, bir kaplumbağanın sırtında oluşmuştur ve bu kaplumbağanın ayakları dört elementi temsil etmektedir. Dört elementin ortak noktasında yani kaplumbağanın sırtında ise Dünya yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu, hizmet etme amacını barındıran ve sosyal yaşama “hizmetkarlık” ve “kulluk”  olarak yansıyan bir kültürü barındırıyordu. Hatta kaplumbağalar bir dönem kapı kolu ve bahçe aydınlatması gibi kendisinden “üstün” olan varlığa hizmet etme amaçlarıyla kullanılmıştır.

Doğu kültüründe, Budist Keşişler birden çok nedenle turuncu-kahverengi yek pare elbise giyerler. Turuncu renk Güneşi, iyileştirmeyi ve yaşamı temsil eder. Bu renk aynı zamanda yaşlanarak ağaçtaki yaşamlarının sonuna gelen yaprakların rengi olarak da yorumlanır. Budist Keşişlerin turuncu renkte elbise giymelerinin nedenlerinden birisi de, kopmaya hazır bir yaprak gibi her zaman hayatın sonuna hazır olmaları ve hayatta öğretiden başka herhangi bir şeye bağlı olmamaları anlamına gelir.

Osman Hamdi Bey’in kendini çizdiği eserinde, kendisini turuncu renkli işlemeli bir elbise ile resmetmesini, hayat ağacında gelinebilecek son noktaya hazır olduğu şeklinde yorumlayabiliriz. Belini hafifçe öne kırmasından ve başını öne eğmesinden, olgunluğunu, önündeki kaplumbağalar ile ilgilendiğini ancak yorgun olduğunu çıkartıyoruz.

Anadolu’daki dervişlerin başına taktığı “arakiye”’nin etrafına sardığı doğu kültürüne ait ve halk arasında kullanılan yemene benzeyen bir örtü örtmesi, bu bilge kişinin kökenine ait izler taşıyor. Ayrıca bilge kişi olmasına rağmen halk ile aynı öğeleri kullanıyor ve aynı değerleri paylaşıyor, yani halktan birisi.

Sırtındaki kaplumbağa kabuğuna benzeyen şey ise kudüm adı verilen bir çeşit davul. Boynundaki çatallı sopa ise bu davulu çalmak için kullanılan bir alettir. Kudümü sırtında ters biçimde taşıyarak, kaplumbağa kabuğuna benzetmiş ve bu şekilde kaplumbağalar ile arasında bir bağ oluşturduğunu görüyoruz. Yani o gruptan birisi. Kaplumbağalar ondan ürkmüyor ve gruplarına kabul ediyorlar.

Osman Hamdi’nin arkasında gördüğümüz Ney’in tasvir ettiklerinden birisi de sabırdır. Çalınabilen tüm müzik aletlerinin aksine, Ney üflenir.  Ney üflenirken “Hû” sesini çıkartır. Hû, tasavvufta “O” demektir ve Allah’ın varlığını işaret eder. İslam dinine göre Allah insanı yaratırken ruhunu üflemiştir. Mesnevi inanışında Neyzen olanın, Yaratan’a ulaşmak için bilgelik yoluna çıktığı söylenir.

Kaplumbağalar kolay öğrenen varlıklar değillerdir. Dolayısıyla kaplumbağaların eğitilmesi veya terbiye edilmesi çok mümkün değildir. Kaplumbağaları eğitmek isteyen bir kişinin sabırlı olmaktan başka bir çaresi yoktur. Bu işin iğne ile kuyu kazmaktan çok farkı yoktur. Osman Hamdi sanki kaplumbağalar ile bir olmuşçasına sabırla onların başında durduğu izlenimi yaratıyor. Yüzündeki durgun ifadeyle sanki içinden “ne bende üfleyecek bir ney var ne de onlarda duyacak bir kulak…” diyor olsa da hala kaplumbağalara özenle bakmaya devam ediyor.

Osman Hamdi’nin sanatçı kişiliği, büyük ustalardan aldığı dersler, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni ve Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’ni kurmasıyla edindiği tecrübeler neticesinde hem doğulu ve hem de batılı anlayışı içinde sentezlemiştir.

Osman Hamdi’nin kendisi doğu kültürüne sahip olan bir bilge ve derviştir. Batı kültürünün verdiği yaratıcı ve sanatçı anlayış ise Osman Hamdi’nin kişiliğinde farklı bir yer etmiştir. Bu iki kültürün bir araya gelmesi ile ülkesinin gelişimi adına attığı adımlar hem kendi hayatında hem de tarihte büyük izler bırakmıştır. Devletin çok önemli iki kurumunu baştan oluşturmak gibi görevleri yerine getirirken veya getirdikten sonra kendisine kalan düşünceyi, tecrübeyi bu eserde görebiliriz. Bir anlamda tecrübelerinden geriye kalan cevaptır. Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü yaptığı dönemdeki çalışmalarından tarihe verdiği önemi, Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’ni kurduğu dönemdeki çalışmalarından ise sanata verdiği önemi görebiliyoruz. Eserinde yansıttığı tüm öğeler ve hayatının son döneminde olduğunu gördüğümüz birisinin tüm bilgeliğini aktarmaya çalışması, kaplumbağaları eğitmeye çalışması bu iki değere verdiği önemi gösteriyor.

Kaplumbağalar yaratılış itibariyle yavaş ve çekingenlerdir. Buradaki kaplumbağalar benzer karakterdeki insanları yansıtmaktadır. Osman Hamdi, önünde duran kaplumbağaları eğitmeye çalışmaktadır. Bu eğitim sırasında iki çeşit ödül vardır. Birincisi kaplumbağaların önündeki yeşil otlar, ikincisi ise müziktir. İkinci olarak kullandığı ödülle, her türlü gelişim ve eğitim için sanatın gerekliliğini ve önemini görüyoruz.

Osman Hamdi’nin önünde duran kaplumbağalar, gelişimi devam eden bireyler olarak tasvir ediliyor. Ayrıca kendisinin arkasında ilerlemekte olan kaplumbağalar ise, gelişimini tamamlayan ve kendi yoluna çıkan bireylerdir. Yani bu kaplumbağalar veya bireyler artık kendi motivasyonlarını ve yollarını kendileri bulacaklardır.

Osman Hamdi’nin hemen üstündeki duvarda yazan yazının Türkçe tasviri “Kalplerin şifası Sevgiliyle (Hz. Muhammed SAV.) buluşmaktır.” olarak geçiyor. Osman Hamdi bu söz ile hayata karşı olan doygunluğunu, artık bilgelik ve dervişlik makamına erişmiş olduğunu anlatıyor. Sahip olduğu ilmi, bilimi ve tecrübeyi kaplumbağalar olarak resmettiği kişilere aktarıyor ve bu kişilere önderlik yapıyor.

Tablodaki tek ışık kaynağı penceredir. Bu pencereden yansıyan ışık, Osman Hamdi’nin çağ ötesi olan düşünce yapısını gösteriyor. Bu açıdan baktığımızda, bireylerin önünü görebilmesi için gerekli olan ışığın ancak gelecekten yansıdığını, dolayısıyla geleceğe dönük olmaları gerektiğini söyleyebiliriz.

Osman Hamdi bilge, derviş, yorgun ve her anlamda onlardan üstün olmasına rağmen kaplumbağaları eğitmeye çalışıyor. Belki de sonun yaklaştığını bile bile sahip olduğunu birikimi aktarmaya çalışıyor. Bunu yaparken de onlarla birlikte iç içe duruyor, yüzü aydınlığa bakıyor. Artık olgunluğa erişenler ise kendi yoluna gidiyor.

Not: Bu incelemede tablonun 1. versiyonu (1906) ele alınmıştır.

TAGS

4 Comments

11 Mayıs, 2017 Cevapla

Harika, akıcı ve aydınlatıcı bir anlatım.. Kaleminize sağlık..

    Eralp KURU

    11 Mayıs, 2017 Cevapla

    Değerli görüşleriniz için çok teşekkür ederim.
    Sevgi ve selamlarımla,
    Eralp

21 Ağustos, 2017 Cevapla

Tabloyla yillardır farklı sekillerde karsilasmis bulundum merak edip hic arastirmamistim. Kazara karşıma çıkan blogunuzda tabloyla ilgili bu yazınızı okudum ve çok beğendim

    Eralp KURU

    27 Ağustos, 2017 Cevapla

    Baktığımız ve gördüğümüz zaman içerisinde büyük değişime uğruyor. Her gün eriştiğimiz yeni deneyimlerle bambaşka bir dünyaya bakıyoruz. Öyle sanıyorum ki bundan böyle Kaplumbağa Terbiyecisi sizin gözünüzde de bambaşka bir şey ifade edecek. Değerli görüşleriniz için teşekkür ederim.
    Sevgi ve selamlarımla,
    Eralp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir